1. Anasayfa
  2. Yazarın Kaleminden

Niyet ve İhlas

Niyet ve İhlas
0

Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Vessalatü vesselamü ala Resulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Aziz canlar, gönül dostlarım, ahiret kardeşlerim…

Hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Geceniz, seheriniz, sahurunuz mübarek olsun. Bakınız, yine o rahmet ikliminin kapısındayız. Hasretle beklediğimiz, gönlümüzün cilası, ruhumuzun şifası Ramazan-ı Şerif geldi çattı. Hamdolsun bizi bu mevsime kavuşturana. Hamdolsun, şu an kalbimizi bu sohbet halkasında buluşturana.

Şimdi dışarıda gece karanlık olabilir, ama inanıyorum ki şu an beni dinleyen sizlerin, mümin kardeşlerimin kalbinde bir kandil yandı. O kandil, iman kandilidir, o kandil Ramazan’ın neşesidir.

Bak güzel kardeşim…

Bugün bismillah diyoruz. Otuz günlük bir manevi yolculuğa çıkıyoruz. Yolumuz uzun, yükümüz ağır ama rehberimiz sağlam, sahibimiz Kerim olan Allah. Bu gece, bu ilk sahurun bereketinde, henüz kaşıklarımızı çorbaya daldırmadan, ruhumuzu bir doyuralım istiyorum. İlk dersimiz, ilk basamağımız, olmazsa olmazımız: Niyet ve İhlas.

Neden niyetle başlıyoruz biliyor musun? Çünkü aziz kardeşim, temel olmadan bina inşa edilmez. Kökü çürük olan ağaç meyve vermez. Niyet, amelin ruhudur. Ruhsuz beden nasıl ki cesetse, niyetsiz amel de öylece bir yorgunluktur.

Peygamber Efendimiz, o Gönüller Sultanı, o iki cihan güneşi Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ne buyuruyor, o meşhur hadis-i şerifinde? Hazreti Ömer (r.a)’in rivayet ettiği o sarsıcı sözü hatırlayalım:

“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.”

Dur ve düşün şimdi. Bu söz o kadar derin ki, üzerinde bir ömür tefekkür etsek azdır. Sen şimdi sahura kalktın. Belki uykun bölündü, belki biraz zorlandın. Eğer niyetin sadece “Aç kalmayayım, gün boyu midem kazınmasın” ise, evet, karnın doyar. Ama niyetin “Ya Rabbi! Senin emrin olduğu için, Senin rızan için, Resulünün sünneti olduğu için sahur yapıyorum. Bu yemeği ibadetime kuvvet olsun diye yiyorum” dersen… İşte o zaman o yediğin lokma, içtiğin su, nur olur, ibadet olur, sevap olur.

İmam Gazali Hazretleri, o hüccetü’l-İslam, kalplerin tabibi, İhya’sında der ki: “Niyet, kalbin bir şeye yönelmesi, karar vermesidir. Dil ile söylemek şart değildir, asıl olan kalbin kıblesidir.”

Şunu hiçbir zaman unutma güzel kardeşim… Allah senin suretine, malına, mülküne, yakışıklılığına ya da güzelliğine bakmaz. Allah senin kalbine ve niyetine bakar. Kalbin nereye bakıyor? Kime dönük?

Ramazan’a girerken şu soruyu sor kendine: “Ben neden oruç tutacağım?” “Elalem oruç tutuyor, ben de tutayım, ayıp olmasın” mı diyorsun? Yoksa “Doktorlar tavsiye ediyor, mideyi dinlendirmek lazım” mı diyorsun? Yoksa… “Ya Rabbi! Sen emrettin, ben de boyun eğdim. Açlığım Sana olan aşkımın nişanesidir. Susuzluğum, Senin Kevser havuzuna olan hasretimdir” mi diyorsun?

İşte ihlas budur aziz dostum. İhlas, ameli sadece ve sadece Allah için yapmaktır. İçine “başkası ne der” düşüncesini karıştırmamaktır.

Bak, Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri’ne (kaddesallahu sırrahu) sormuşlar: “Efendim, ihlas nedir?” O büyük sultan şöyle cevap vermiş: “İhlas, ameli Allah ile kul arasında sır olarak tutmaktır. Onu ne melek bilir ki yazsın, ne şeytan bilir ki bozsun, ne de nefis bilir ki şımarsın.”

Ne muazzam bir tarif değil mi? Tüylerin ürperdi mi kardeşim? Melek bile bilmiyor niyetinin derinliğini, sadece Allah biliyor. Öyle bir gizlilik, öyle bir samimiyet…

Şimdi sana bir sır olarak söyleyeyim, bunu kalbinin en müstesna köşesine yaz: Şeytanın en çok uğraştığı yer neresidir biliyor musun? Senin niyetindir. Şeytan senin namaz kılmana, oruç tutmana bazen engel olamaz. Bakar ki sen kararlısın, bu sefer taktiğini değiştirir. Ne yapar? Senin niyetine zehir katar. “Ne güzel oruç tutuyorsun, herkes seni takdir edecek,” diye fısıldar. “Bak, ne kadar mübarek bir adamsın,” diye nefsi şişirir. İşte o an, o amel, o oruç, o namaz; Allah katına yükselmez. Gökyüzünde asılı kalır, hatta sahibinin yüzüne bir paçavra gibi çarpılır. Allah muhafaza!

Bu yüzden, Pirimiz Abdülkadir Geylani Hazretleri (kaddesallahu sırrahu), o Gavs-ı Azam, niyetin ve doğruluğun önemini daha çocukken bize öğretmiştir. Hani o meşhur kıssayı bilirsin ama, gel bir de bu fakirden, hissederek dinle.

Küçük Abdülkadir, ilim öğrenmek için Bağdat’a yola çıkacaktır. Annesi ceketinin içine kırk altın diker ve ona sıkı sıkı tembih eder: “Oğlum, ne olursa olsun yalandan sakın, doğruluktan ayrılma.” Yolda eşkıyalar kervanı basar. Herkesi soyarlar. Küçük Abdülkadir’e sıra gelir. Eşkıya alaycı bir tavırla sorar: “Senin neyin var fakir çocuk?” Abdülkadir Geylani, o minik yüreğiyle ama dağ gibi imanıyla cevap verir: “Ceketimin içinde, annemin diktiği kırk altınım var.” Eşkıya şaşırır, inanmaz. “Dalga mı geçiyorsun?” der. Reislerine götürürler. Reis sorar, çocuk yine aynı cevabı verir. Ceketi sökerler, gerçekten kırk altın çıkar. Eşkıya reisi donup kalır. “Evladım,” der, “Biz bunları bulamazdık. Neden söyledin?” O küçük Hak dostu şöyle der: “Ben anneme söz verdim. Asla yalan söylemeyeceğim. Birkaç altın için sözümü bozamam, Allah’a olan sadakatimi kirletemem.” Bu ihlas, bu samimiyet karşısında eşkıya reisi ağlamaya başlar. “Bu çocuk annesine verdiği sözü bozmuyor, biz ise yıllardır Rabbimize verdiğimiz sözü bozuyoruz” der ve orada, o çocuğun elinde tövbe eder.

Gördün mü güzel kardeşim? Halis bir niyet, samimi bir söz, bir eşkıyayı bile veliye dönüştürebilir. Senin bu Ramazan’da tutacağın oruçtaki ihlasın, belki de senin bütün geçmiş günahlarını eritecek bir ateşe dönüşecek. Ama o ateşi yakacak olan çakmak taşı, ihlastır.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, Mesnevi’sinde ne güzel buyurur: “Sen taşa, toprağa, duvara secde ediyorsun sanma. Padişahların padişahına secde ediyorsun. Niyetin O ise, bastığın yer arştır.”

Ama eğer niyetin gösterişse, sabahlara kadar namaz kılsan, o sadece jimnastiktir. Günlerce aç kalsan, o sadece diyettir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Beyyine Suresi, 5. ayette ne buyuruyor, dinle bak: “Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri… emredilmişti.”

“Dini Allah’a has kılmak…” Yani araya hiçbir ortak, hiçbir dünya menfaati, hiçbir “aferin” beklentisi koymamak.

Şimdi bu gece, sahur sofrasında oturduğunda, çayını yudumlarken, eşine, çocuğuna ya da yalnızsan kendi kendine şöyle bir bak. Ve de ki: “Ya Rabbi! Ramazan geldi. Ben geldim. Kapına geldim. Elim boş, yüzüm kara ama niyetim halis geldim. Bu ay boyunca tutacağım oruçları, kılacağım teravihleri, okuyacağım mukabeleleri sadece ve sadece Senin rızan için yapmaya niyet ettim.”

Bunu dilinle söylerken, kalbin titresin. Çünkü Allah (cc), kalbinin o titreyişini duyar.

Ahmed er-Rufai Hazretleri de talebelerine dermiş ki: “Evlatlarım, yolumuzun temeli; istememek, geri çevirmemek ve biriktirmemektir. Ama en önemlisi, Allah’tan gayrısını kalbe sokmamaktır.”

Kalp, Allah’ın evidir. Oraya dünya sevgisini, makam hırsını, insanların övgüsünü koyarsan, ev sahibi oraya tecelli etmez. Ramazan, kalbi temizleme ayıdır. İhlas, o temizliğin deterjanıdır, suyudur.

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’ne bir gün bir adam gelir. “Efendim,” der, “Ben otuz yıldır ibadet ediyorum ama o velilerin bahsettiği manevi tadı alamıyorum. Neden?” Bâyezîd Hazretleri ona, “Sen,” der, “Nefsini ve halkın nazarındaki yerini hala önemsiyorsun. Git, üzerindeki o süslü elbiseleri çıkar, bir ceviz torbası al, çarşıda çocukları topla ve de ki: ‘Bana bir tokat atana bir ceviz vereceğim’.” Adam şok olur. “Sübhanallah! Ben koca bir alimim, bunu nasıl yaparım?” der. Bistami Hazretleri gülümser: “İşte,” der, “O ‘Ben’ dediğin sürece, o putu kırmadığın sürece, niyetin halis olmaz, Allah’a varamazsın.”

Aziz kardeşim, biz çarşıda tokat yemeyeceğiz belki ama, nefsimize o tokadı atmamız lazım. “Ben” demeyi bırakıp “Sen” diyeceğiz. Ramazan, “Ben acıktım” ayı değil, “Sen emrettin diye acıktım” ayıdır.

Bu gece, niyetimizi tazeleyelim. Niyet, bir düğmeye basıp ışıkları yakmak gibidir. Karanlık odadasın, düğmeye basmazsan ampul yanmaz. Niyet etmezsen, oruç oruç olmaz.

Şunu da unutma; halis bir niyetle yapılan küçük bir amel, niyetsiz yapılan dağlar kadar amelden üstündür. Bir hurma ile oruç açtırırsın, ama öyle bir ihlasla verirsin ki o hurmayı, Allah o hurma hürmetine seni Cehennemden azat eder. Bir kediye su verirsin, ama kimse görmeden, sadece Allah rızası için… O su, seni Kevser’e götürür.

Bu ay, “desinler” ayı değil. Bu ay, “görsünler” ayı değil. Bu ay, Rabbimizle baş başa kalma ayı. Sahurda herkes uyurken ayaktasın ya, işte o an çok kıymetli. O an riya yok, gösteriş yok. Sadece sen ve Rabbin. O anın kıymetini bil.

Lafı çok uzatıp da başınızı ağrıtmayayım aziz kardeşlerim. Ama dertliyiz, derdimiz Allah rızası. Yolumuz uzun. 30 gün boyunca her gece burada, farklı bir manevi konuyu, bir gönül ilacını konuşacağız. Ama bu ilk ilacı yutmadan diğerleri şifa vermez. O ilaç: Halis Niyet.

Şimdi gel, ellerimizi değil, gönüllerimizi açalım. O’na dönelim. O, dönenleri sever, O tövbe edenleri sever, O samimi olanları sever. Şu mübarek sahur vaktinde, meleklerin yeryüzüne indiği şu demde, Rabbimize bir dua edelim.

Ya Rabbi! Ya İlahe’l-Alemin! Ya Erhamerrahimin!

Hamd Sanadır, şükür Sanadır. Bizi bir Ramazan-ı Şerif’e daha, sıhhatle, afiyetle, imanla kavuşturdun; Sana sonsuz şükürler olsun Allah’ım.

Allah’ım! Bu gece niyet ettik, Senin rızan için oruç tutmaya. Niyetimizi kabul eyle. Niyetimizi halis eyle. Kalbimize ihlası, samimiyeti nakşeyle.

Bizleri riyadan, gösterişten, “desinler” diye amel işlemekten, gizli şirkten muhafaza eyle Ya Rabbi!

Allah’ım! Bizi, amelleri boşa gidenlerden değil, az amelle çok lütfuna mazhar olanlardan eyle. Şu an bizi dinleyen, bu duaya “Amin” diyen kardeşlerimin kalbinde ne sıkıntı varsa gider, ne muratları varsa hayırlısıyla ihsan eyle.

Bizi Ramazan’a ulaştırdığın gibi, Ramazan’ın feyzine, bereketine, mağfiretine ve sonunda bayramına da ulaştır. Ama asıl bayramımız, Senin rızanı kazandığımız gün olsun Allah’ım.

Nefsimizin şerrinden, şeytanın vesvesesinden Sana sığınırız. Bizi Sensiz bırakma. Bizi kapından kovma. Biz aciziz, Sen Kerimsin. Biz günahkarız, Sen Gaffarsın.

Şu sahur vaktinde yediğimiz lokmaları bize şifa, ibadetlerimize kuvvet eyle. Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik ve şuur nasip eyle.

Tövbelerimizi kabul, günahlarımızı affeyle… Dualarımızı, Habibin Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) hürmetine, İsmi Azam’ın hürmetine, Kur’an-ı Azimüşşan hürmetine kabul buyur Allah’ım…

Amin… Amin… Amin… Ve selamün alel mürselin. Ve selamün alel mürselin.

Aziz kardeşim, güzel dostum… Bu gece niyetini sağlam tut. Yarınki orucun, sana manevi bir zırh olsun. Bir sonraki sohbetimizde, gönül dünyamızın başka bir kapısını aralamak üzere buluşmak dileğiyle…

Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile…

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 1
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm

Tasavvuf Yolu, İslâm’ın özünü, tasavvufun ince hikmetlerini ve ehli sünnet çizgisindeki manevi öğretileri güvenilir kaynaklar ışığında aktarmak için kurulmuş bir ilim ve muhabbet platformudur. Gayemiz; Kur’ân-ı Kerîm, sahih hadisler ve İslâm âlimlerinin eserleri doğrultusunda, kalplere huzur ve idrak kazandıracak bilgiler sunmaktır. Her paylaşımımız, delillere dayalı olarak hazırlanır; kişisel yorumdan ziyade muteber kaynakların izinden gidilir. Tasavvuf Yolu, sadece bilgi veren değil; aynı zamanda gönülleri ihya etmeyi, muhabbeti artırmayı ve hakikati arayanlarla yoldaş olmayı hedefler. Biz, bu yolda öğrendiklerimizi paylaşan birer yolcuyuz. Sizleri de bu manevi yolculuğa davet ediyoruz.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir