Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin. Essalâtü vesselâmü alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn, seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmain.
Ey talip, ey Hakk’ın yolunda yürümek isteyen salik! Nefs ile mücadele, bu yolun en çetin, en zorlu imtihanıdır. Zira nefis, insanın içinde besleyip büyüttüğü en büyük düşmanıdır. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de Yusuf suresinde buyurur: “
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Yusuf Suresi, 53. Ayet
(Ben nefsimi temize çıkarmam. Zira nefis, Rabbimin merhamet etmediği hallerde daima kötülüğü emredicidir. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.)” Bu ayet-i kerime, nefsin yaratılışındaki kötülüğü emredici vasfını açıkça ortaya koyar.
Şeyh-i Azam Seyyid Abdülkadir Geylanî Hazretleri, bu çetin mücadeleyi ‘Gunyetü’t-Talibin’ adlı eserinde en ince detaylarıyla anlatır. O büyük veli der ki: “Nefisle mücadele, Allah yoluna girenlere bir yardım olur. Aziz Celil Allah’ın emrini tutmakta, yasaklarından kaçınmakta faydalıdır.”. Nefs, kişiyi gösterişten, riyadan, iki yüzlülükten alıkoymaz. Bu yüzden Geylanî Hazretleri, kalplerin gösterişten temizlenmesi için Allah’a sığınmayı öğütler.
Nefis, aslında iki başlı bir ejderha gibidir. Biri sizi hayra, diğeri şerre çeker. Ancak bu düşmanla savaşın yolu, sadece kılıçla değil, ilimle, amel-i salihle ve takva ile olur. Hadis-i şeriflerde de bu mücadeleye sık sık değinilmiştir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Mücahid, nefsine karşı cihad edendir.” Bu hadis, nefisle mücadelenin ne kadar büyük bir cihad olduğunu gösterir. Yine, bir savaş dönüşü ashabına hitaben şöyle buyurmuştur: “Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” Ashap, “Ya Resulallah, büyük cihad nedir?” diye sorunca, O (s.a.v), “Nefisle cihad etmektir,” diye cevap vermiştir. Bu söz, zahiri düşmanla mücadelenin de ötesinde, içimizdeki düşmanla mücadelenin önemini vurgular.
Nefsin mertebeleri vardır. Geylanî Hazretleri, nefsin tezkiye edilerek, yani arındırılarak basamakları arşınlaması gerektiğini buyurur. Bu arınma yolunda nefis; nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülheme, nefs-i mutmainne, nefs-i râdiye, nefs-i mardiyye ve nefs-i sâfiye gibi yedi basamaktan geçer. Her basamak, bir öncekinden daha çetin bir imtihanı ve daha derin bir teslimiyeti gerektirir.
Nefisle mücadeledeki deliller ve usuller, sadece Kur’an ve Sünnet’le sınırlı değildir. Abdülkadir Geylanî Hazretleri’nin ‘Gunyetü’t-Talibin’ adlı eserinde anlattığı gibi, bu mücadele şeriatın edeplerine, farzlara, sünnetlere ve salih zatların hallerine uymakla başlar. Mesela, Allah’ın farz kıldığı ibadetleri eksiksiz yerine getirmek, Resulullah’ın (s.a.v) sünnetlerine ittiba etmek, haramdan ve şüpheli şeylerden kaçınmak nefsi terbiye etmenin temelidir. Abdülkadir Geylanî Hazretleri’nin anlattığı bir başka önemli husus ise şüpheli işlerden sakınmaktır. O, “Vera’ ehli olmalıdır. Yani; Şüphelilerden sakınmak gerek. Şunun için ki; Vera’ dinin direği ve ibadetin kıvamıdır. Ahiret işi de onunla tamamlanır” buyurmuştur. Bu, nefsin hilelerine karşı korunmanın en önemli yollarından biridir.
Nefisle mücadelenin en etkili yollarından biri de, Geylanî Hazretleri’nin de üzerinde durduğu gibi, dilini tutmaktır. Zira dil, nefsin en kolay manipüle ettiği organlardandır. Gıybetten, dedikodudan, kötü sözden sakınmak, nefsin azgınlığını dizginlemeye yardımcı olur.
Özetle, nefisle mücadele, yalnızca bir tasavvuf terimi değil, bilakis tüm İslamî ilimlerin özünde yer alan, her müminin ömür boyu vermesi gereken bir cihadın adıdır. Bu mücadele; ilim, amel, takva, ahlak ve sabırla kazanılır. İşte bu yüzden, Abdülkadir Geylanî Hazretleri gibi büyük velilerin sözleri, bu yolda yürüyenlere gönül ferahlığı verir ve onlara doğru yolu gösteren birer kandil olur.

