1. Anasayfa
  2. Yazarın Kaleminden
Trendlerdeki Yazı

AHİR ZAMANIN KARANLIĞINDA BİR KANDİL: YEİS YOK, İMAN VAR

AHİR ZAMANIN KARANLIĞINDA BİR KANDİL: YEİS YOK, İMAN VAR
0

Yazımızın özetini sesli dinlemek için yukarıdaki butona tıklayabilirsiniz.

“Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân, 139)

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd, İki Cihan Güneşi Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v), âline, ashabına ve Hakk dostlarına salat ve selam olsun.

Bugün dünya, sanki büyük bir doğumun sancısını çekiyor gibi titremekte. Zulüm, kan ve gözyaşı coğrafyamızı sararken; mümin yürekler “Mata nasrullah?” (Allah’ın yardımı ne zaman?) nidasıyla inlemekte. Haberlerde gördüklerimiz, sokaklarda şahit olduklarımız ruhumuzu daraltmakta, nefesimizi kesmekte. Birçoğumuzun dilinde aynı dua, aynı beklenti: “Gel ey Mehdi (a.s), gel ki şu karanlıklar dağılsın.”

Ancak bir tasavvuf yolcusu (salik), hadiselere sadece gözüyle değil, basiretiyle bakmakla mükelleftir. Gelin, bu dar zamanlarda gönlümüzü ferahlatacak hakikat şerbetinden içelim.

1. DÜNYA: SAFÂ YERİ DEĞİL, CEFÂ VE İMTİHAN YURDUDUR

Evvela şunu idrak etmeliyiz ki; biz cennetten çıkarıldık ve bir “gurbet” diyarı olan dünyaya gönderildik. Burası rahat etme yeri (Dâr-ı Lezzet) değil, imtihan yeridir (Dâr-ı İmtihan).

Cenâb-ı Hak, Mülk Suresi’nde buyurur:

“O ki, hanginizin amelce daha güzel olduğunu sınamak için ölümü ve hayatı yarattı.”

(Mülk, 2)

Abdülkadir Geylânî Hazretleri, “Fethu’r-Rabbânî” adlı eserinde buyurur ki:

“Ey Oğul! Dünya bir denizdir, iman ise gemidir. Gemiyi suyun üzerinde yüzdüren Allah’tır, lakin sen dümene sahip çıkacaksın. Dalgalardan şikâyet etme, zira denizin tabiatı dalgalanmaktır. Sen geminin (kalbinin) içine su (dünya sevgisi ve korkusu) almamaya bak. Eğer geminin içine su girerse batarsın.”

O halde yaşanan hadiseler, denizin dalgalanmasıdır. Mümin ise o dalgalar arasında Hakk’a sığınan kaptandır.

2. MEHDİ’Yİ BEKLEMEK: ATALET DEĞİL, FAALİYETTİR

Bugün İslam aleminin en büyük hastalığı, kurtarıcıyı beklerken “kurtarılmayı hak edecek” amelleri terk etmektir. Evet, Hz. Mehdi’nin (a.s) gelişi haktır, ahir zaman alametleri zuhur etmiştir. Lakin Efendimiz’in (s.a.v) sünnetinde “beklemek”, köşeye çekilip izlemek değildir.

Resûlullah (s.a.v) kıyametin dehşetini anlatırken dahi ümidi elden bırakmamayı emretmiştir:

“Kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki fidanı dikiniz.”

(Müsned-i Ahmed, III, 183)

Bu hadis-i şerif, “aktif bekleyiş”in en büyük delilidir. Mehdi’yi (a.s) bekleyen mümin; namazıyla, zikriyle, ilmiyle, infakıyla kendi nefsindeki deccalları öldürmeli, kendi hanesindeki adaleti tesis etmelidir. Sen kendi dünyanda İslam’ı hakim kılmazsan, yeryüzüne İslam hakim olduğunda o nurdan nasıl nasipleneceksin?

3. ZULÜM EBEDİ DEĞİLDİR: ALLAH MÜHLET VERİR, İHMAL ETMEZ

İçimizdeki sıkıntının bir sebebi de zalimlerin cezasız kaldığını sanmaktır. Oysa Allah Teâlâ El-Müntakim (İntikam Alan) ve El-Adl (Mutlak Adalet Sahibi) olandır.

Rabbimiz İbrahim Suresi’nde şöyle ferman buyurur:

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.”

(İbrahim, 42)

Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı vardır. Tarih; Nemrutların, Firavunların, Ebu Cehillerin helakıyla doludur. Bugünün zalimleri de dünün zalimlerinden daha güçlü değildir. Allah’ın “Kün” (Ol) emrine bakar her şey.

Büyük veli İmam-ı Rabbânî (k.s) buyurur ki:

“Karanlığın en kesif olduğu an, sabahın en yakın olduğu andır. Küfür ve zulüm köpük gibidir, kabarır ama sönmeye mahkumdur. Hak ise su gibidir, baki kalır.”

4. AHİR ZAMANDA MÜMİNİN REÇETESİ

Peki, biz bu yangın yerinde ne yapacağız? Gönül huzurumuz için reçetemiz nedir?

  • Zikre Sarılın: Haber bültenleri kalbi karartır, Kur’an tilaveti ve zikrullah kalbi cilalar. “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 28)
  • Seher Vaktini İhya Edin: Gece herkes uyurken kalkan eller, en tesirli oklardır. Teheccüd namazı, müminin zırhıdır.
  • Kardeşlik Hukuku: Müminler birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibidir. Bugün ayrılık günü değil, ittifak günüdür. Birbirimizin ayıbını değil, yaralarını sarmalıyız.
  • Dua Ordusu: Fiili gücümüz yetmediğinde, dua ordularımız devreye girmelidir. Duanın kaderi değiştiren bir kılıç olduğunu unutmamalıyız.

HÂTİME

Ey Hak yolunun yolcusu! Başını kaldır ve ufka bak. Güneşin batışı seni hüzünlendirmesin; zira batan her güneş, yeni bir doğuşun müjdecisidir. Allah (c.c) Nur’unu tamamlayacaktır; kâfirler istemese de… (Saff, 8).

Biz seferden sorumluyuz, zaferden değil. Sen istikametini bozma, gönlünü ferah tut. Sahibi Hüda olanın, sırtı yere gelmez.

Selam ve dua ile…



Kaynak: Kur’an-ı Kerim, Kütüb-i Sitte, Fethu’r-Rabbânî (A. Geylani), Mektubat (İ. Rabbani)

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 3
    be_endim
    Beğendim
  • 2
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm

Tasavvuf Yolu, İslâm’ın özünü, tasavvufun ince hikmetlerini ve ehli sünnet çizgisindeki manevi öğretileri güvenilir kaynaklar ışığında aktarmak için kurulmuş bir ilim ve muhabbet platformudur. Gayemiz; Kur’ân-ı Kerîm, sahih hadisler ve İslâm âlimlerinin eserleri doğrultusunda, kalplere huzur ve idrak kazandıracak bilgiler sunmaktır. Her paylaşımımız, delillere dayalı olarak hazırlanır; kişisel yorumdan ziyade muteber kaynakların izinden gidilir. Tasavvuf Yolu, sadece bilgi veren değil; aynı zamanda gönülleri ihya etmeyi, muhabbeti artırmayı ve hakikati arayanlarla yoldaş olmayı hedefler. Biz, bu yolda öğrendiklerimizi paylaşan birer yolcuyuz. Sizleri de bu manevi yolculuğa davet ediyoruz.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir