1. Anasayfa
  2. Tasavvuf ve Maneviyat
Trendlerdeki Yazı

Tasavvufta Himmet istemek nedir? Himmetin islamdaki yeri nedir? Himmet istemek caiz midir?

Tasavvufta Himmet istemek nedir? Himmetin islamdaki yeri nedir? Himmet istemek caiz midir?
0

Himmet Nedir ve İslam’daki Yeri

Evvela himmet, lügat olarak azim, kasıt, yöneliş ve bir şeyi bütün kalbiyle istemek manasına gelir. Tasavvufi manada ise, bir velinin, salihin veya mürşid-i kamilin kalbî teveccühü, manevi gücü ve tasarrufu ile bir başkasına yardım etmesidir. Bu teveccüh, Allah’ın izni ve inayetiyle gerçekleşir. Himmet, asla o zatın kendi zatından kaynaklanan bir güç değildir. O, yalnızca Allah’ın o mübarek kuluna bahşettiği bir lütuftur. Zira Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk şöyle buyurur:

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ki merhamet olunasınız.” (Âl-i İmrân, 3/132)

Bu ayet, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edenlerin Allah’ın merhametine ve yardımına mazhar olacağını bildirir. İşte velilerin himmeti de bu itaat ve teslimiyetin bir neticesidir. Onlar, Allah’a öyle yakın olmuşlardır ki, Allah onlara özel lütuflar bahşetmiştir. Nitekim bir hadis-i kudsîde şöyle buyrulur:z

“Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, nihayet ben onu severim. Ben onu sevince de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum…” (Buhârî, Rikâk, 38)

Bu hadis-i şerif, Allah’a itaatle kemale eren bir kulun, Allah’ın inayetiyle nasıl bir manevi güce sahip olabileceğinin en büyük delilidir. Velilerin himmeti de bu ilahi lütfun bir tezahürüdür. Onların himmeti, Allah’ın izniyle gerçekleşen bir olaydır ve onlar sadece birer vesiledir.


Himmet İstemek Caiz midir?

Aziz Kardeşim, himmet istemek meselesi, İslam âlimleri arasında bazen yanlış anlaşılmalara yol açmıştır. Himmet istemenin caiz olup olmadığını anlamak için, nasıl ve ne maksatla istendiğine bakmak gerekir.

Himmet istemek, bir veliden, “Ey falanca veli, sen bana doğrudan yardım et, benim sıkıntımı gider” şeklinde bir talep değildir. Bu, İslam akidesiyle çelişen bir durumdur, zira yardımın asıl kaynağı yalnızca Allah’tır. Cenab-ı Hak buyurur:

“Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/5)

Bu ayet-i kerime, her türlü yardımın ancak Allah’tan dileneceğini net bir şekilde ortaya koyar. Peki, o zaman velilerden himmet istemek ne anlama gelir?

Tasavvuf ehli için himmet istemek, bir duada “Allah’ım, şu salih kulunun hürmetine, onun makamına ve senin katındaki şerefine sığınarak benden şu sıkıntıyı kaldır” demekten farklı değildir. Bu, tevessül denilen bir meseledir. Yani, Allah’a yakın bir kulun makamını vesile kılarak Allah’tan yardım dilemektir. Bu durum, bizzat Peygamber Efendimiz’in ve ashabının uygulamalarında görülmüştür.

Hz. Ömer (r.a.) zamanında kuraklık olduğunda, Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Abbas’ı vesile kılarak yağmur duası yapmış ve şöyle demiştir: “Allah’ım, biz daha önce peygamberimizi vesile kılarak senden yağmur isterdik, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise peygamberimizin amcasını vesile kılıyoruz, bize yağmur ver.” (Buhârî, İstiskâ, 3)

Bu hadis-i şerif, salih bir zatı vesile kılarak Allah’tan yardım dilemenin caiz olduğunu açıkça gösterir. Abdulkadir Geylani (k.s.) Hazretleri gibi büyük veliler de sohbetlerinde bu hususu defalarca dile getirmişlerdir. Onlar, “Ey darda kalan, benden himmet iste” derken, aslında “Allah’ın benim kalbime bahşettiği feyz ve teveccüh ile sana dua edeyim ve Allah da bu duayı kabul etsin” manasını kastetmişlerdir. Bu, asla şirke düşmek değildir. Şirk, bir şeye Allah’tan başka bir kudret ve yaratma gücü atfetmektir. Himmet isteyen kişi, yardımın asıl kaynağının Allah olduğunu, velinin ise yalnızca bir vesile olduğunu bilir.

Dolayısıyla, himmet istemenin caiz olup olmadığı, niyetin ne olduğuna bağlıdır. Eğer kişi, velinin kendi başına, Allah’tan bağımsız bir güçle yardım edebileceğine inanırsa, bu inanç şirke götürür. Ancak, veliyi Allah katında şerefli bir kul olarak görüp, onun duasının ve teveccühünün hürmetine Allah’tan yardım dilemek ise caizdir ve bu, İslam’ın ruhuna aykırı değildir.

Unutma aziz kardeşim, tasavvuf yolu, şeriatın kılavuzluğunda ilerleyen bir yoldur. Şeriatın koyduğu sınırlar içinde kalındığı müddetçe, bu yolda manevi faydalar elde edilir. Allah kalbimize hidayet versin, doğruyu yanlıştan ayırmayı nasip etsin.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 4
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm

Tasavvuf Yolu, İslâm’ın özünü, tasavvufun ince hikmetlerini ve ehli sünnet çizgisindeki manevi öğretileri güvenilir kaynaklar ışığında aktarmak için kurulmuş bir ilim ve muhabbet platformudur. Gayemiz; Kur’ân-ı Kerîm, sahih hadisler ve İslâm âlimlerinin eserleri doğrultusunda, kalplere huzur ve idrak kazandıracak bilgiler sunmaktır. Her paylaşımımız, delillere dayalı olarak hazırlanır; kişisel yorumdan ziyade muteber kaynakların izinden gidilir. Tasavvuf Yolu, sadece bilgi veren değil; aynı zamanda gönülleri ihya etmeyi, muhabbeti artırmayı ve hakikati arayanlarla yoldaş olmayı hedefler. Biz, bu yolda öğrendiklerimizi paylaşan birer yolcuyuz. Sizleri de bu manevi yolculuğa davet ediyoruz.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir